Doğa İle Bütünleşen Pütürge!
10 Ağu, 2019 7:39 tarihinde eklendi

Doğa İle Bütünleşen Pütürge!

Doğa İle Bütünleşen Pütürge!

Bir yerleri gezip, görmek istediğimizde nedense ya yurtdışına ya da ülkemizde ki belli başlı tatil ve turistlik yerlere odaklanırız. Kendi bulunduğumuz şehrin, doğal güzelliklerine şaşı bakar; araştırıp, gün yüzüne çıkarma gereği duymayız. Bu yazımda sizlere, Avrupa ülkelerinin o ihtişamlı yapılarını değil de ülkemin “en  ücra köşesi” diye nitelendirilen yerlerden birinin, doğayla iç içe duruşunu kaleme alacağım.

Büyükşehirlerin trafiğinden, kalabalığından usandıysanız Doğu ile Batı’nın birleşim noktası olan Malatya’nın yeşil Pütürge’sinden bahsetmek istiyorum. Yeşil Pütürge dememin sebebi: Pütürge’ye doğru yol almaya başladığınız andan itibaren, sizleri karşılayacak olan yeşil örtünün hakim olması. Bu sayede de yol boyunca kayısı ağaçları ve dağlarını kaplayan ormanların verdiği oksijen deposunu, ciğerlerinizde doyasıya hissetmenizi sağlamasıdır.

Pütürge, iki dağın arasında kurulmuş Malatya’ nın bir ilçesi.  Engebeli bir arazi yapısına sahip olduğundan doğal güzelliklerinden mahrum kalınan bir yer. Fakat bu engebeli arazi yapısı, zaman zaman doğa tutkunlarının gitmek istediği yerlerden biri olmakta. Şöyle ki; kış aylarında kayak severlerin akın ettiği Uludağ’dan değil de Pütürge’nin 1930 rakımlı Kubbe Dağı’ndan konuya girmek istiyorum. Kış aylarının yoğun kar yağışlı geçmesi nedeniyle ilçenin ulaşım sıkıntısı çekmesi, olumsuzluk gibi görünse de; Kubbe Dağı’nın kartpostalları aratmayacak muazzam manzarasını, fırsata çeviren bir kaç  kişinin olduğunu bilmek, sevindirmiyor değil insanı. Keza geçtiğimiz yıllarda bir grup doğa sever kişinin, Sarıkamış şehitlerini anmak için Kubbe Dağı’nı seçmesi gibi. -1 derecenin altındaki soğukluğa aldırmadan Malatya MAŞTİ otogarından başlayan bisiklet turu, Kubbe Dağı’nın yamaçlarında okunacak olan İstiklal Marşı ile son bulan bir etkinlik gerçekleştirilmişti. Bu etkinlik dışında da Kubbe Dağı, yılın farklı zamanlarında bu tür bisiklet turlarına ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla ücra köşe diye nitelendirdiğimiz yerlerin, az da olsa başkaları tarafından biliniyor olması, umut ışıklarını hafiften yakmaktadır.

Kış aylarının çetin geçmesinin aksine yaz aylarının kavurucu sıcağında Pütürge’ye gitmek üzere yol alırsanız, Kubbe Dağı’nın püfür püfür esen yaylalarına mutlaka uğramalı ve buz gibi çeşmelerinden su içmelisiniz.

Su demişken, Kubbe Dağın’da bulunun Vali Çeşmesi’nden de kısaca bahsetmek istiyorum. Çeşmeden akan suyun, sindirimi kolaylaştırıcı bir özelliği var. Karnınızı tıka basa doyursanız bile çeşmeden bir bardak su içmenizle dakikalar içinde yediklerinizi sindirebiliyorsunuz. Bu özelliği sayesinde de hem bulunduğu bölgenin insanları tarafından hem de çevre illerden gelip, suyundan kana kana içmeyi isteyenlerin, uğrak yeri oluyor.

Kubbe dağının ardından Pütürge’nin ismiyle özdeşleşmiş olan Şiro Çayı’na geçecek olursak; Çevresindeki köylerde büyük yerleşim olmadığından, suyu yüzmeye elverişlidir ama rafting yapacak derecede bol suyu yoktur. Kendine özgü hamsi büyüklüğünde lezzetli balığı vardır. Fırat Nehri’nden gelen diğer balıklar da bu çayda yaşar. Son zamanlarda aşırı kuraklık ve bilinçsiz sulama sonucu, yılın kurak geçen zamanlarında Şiro Çayı, nerdeyse dere seviyesine kadar çekilir ama Fırat Nehri’yle vuslatını bunlar engelleyemez. Şiro Çayı’nın Fırat Nehri’ne akışı, engelleri aşıp birbirine sıkı sıkı bağlanan bir aşk hikayesini anımsatır. Sağa sola savrulup da menderesler oluşturarak  Fırat Nehri’ne yol almak isteyen Şiro Çayı’nın bu görüntüsü görülmeye değer.



Karapınar’ından  Mor Barsavmo Manastırı-Peraş Kalesi’ne, Ormaniçi köyünde ki Aslan Kabartmasından Kerar Kalesi ve harabelerine, Karagöl’den Ulu Baba’nın zirvesine doğayla dans eden Pütürge’yi görmediğimiz gibi biliyorum ki ülkemin bir çok şehri, Pütürge ile aynı kaderi paylaşıyor.

Kendimizi o popüler tatil köylerinden alıkoyamadığımızdan, bu tür yerlerin; doğal, kültürel ve tarihi dokularından habersiziz. Belki de burala deniz manzaralı 5 yıldızlı oteller dikemediğimizdendir. Belki de her tarafinı betonarme yapılarla donatamadığımızdandır ki; buram buram doğa kokan ülkemizin “saklı cenneti” diye tabir ettiğimiz yerlerini görmezden geliyoruz.

Selma Karakaş Tutuş

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *